*İyilik de Alışkanlık Yapar*
Kötülük artık hayatımızın sıradan bir parçası hâline geldi. Şiddet, ahlaksızlık, yozlaşma… Televizyon ekranlarında, sosyal medyada, haber bültenlerinde her gün tekrar ediliyor. Sürekli tekrar edilen her şey gibi, bunlar da zamanla normalleşiyor. İnsan farkında olmadan alışıyor; alıştıkça da sorgulamıyor.
Asıl tehlike tam da burada başlıyor. Çünkü toplumlar, neyi sık görürse ona alışıyor. Alışılan şey ise bir süre sonra yadırganmıyor.
Bugün yaşadığımız temel sorun kötülüğün varlığı değil; kötülüğe aşina hâle gelmemizdir.
Her türlü ahlaksızlığın sergilenip önce gözlere, sonra kalplere alıştırıldığı bu dünyada;
Kur’an okuyun ve gösterin, namaz kılın ve gösterin, iyiyi ve güzeli gösterin ki aşinalık kötülüğe değil hayra olsun.
Çünkü insan neye bakarsa ona alışır; neyi sürekli görürse onu normal kabul eder.
Ne var ki konu iyiliğe gelince ölçüler bir anda değişiyor. Bir Müslüman yaptığı hayrı paylaştığında, bir ibadet görünür olduğunda hemen şu cümle kuruluyor:
“Gösteriş yapıyor… Kul ile Allah arasında… Paylaşmaya gerek yok…”
Peki gerçekten mesele bu mu?
İslam bu konuda çok net bir ilke koyar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur ki:
“Ameller niyetlere göredir.” (Buhârî, Müslim)
Yani yapılan işin değeri, kaç kişinin gördüğüyle değil; hangi niyetle yapıldığıyla ölçülür. Eğer niyet “insanlar istifade etsin, örnek alsın, hayır çoğalsın” ise bu riya değil, tebliğdir.
Kur’an-ı Kerim de bu dengeyi açıkça ortaya koyar:
“Sadakaları açıktan verirseniz bu ne güzeldir; gizli verirseniz ve fakirlere ulaştırırsanız bu sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara, 2/271)
Ayet açık vermeyi yasaklamaz; bilakis “ne güzel” diyerek meşru görür. Ölçü niyet ve neticedir.
Zaten gösteriş için ibadet edenin, iyiliği reklam aracına dönüştürenin durumu bellidir. Bunu konuşmaya bile gerek yoktur. Kur’an bu meseleyi Mâûn Sûresi ile son derece açık ve sert bir dille ortaya koyar:
“Vay o namaz kılanların hâline! Onlar ki namazlarını ciddiye almazlar; onlar gösteriş yaparlar.”
(Mâûn Sûresi, 107/4-6)
Demek ki sorun namazda, iyilikte değil; niyettedir. Gösteriş için yapılan ibadet, ibadet olmaktan çıkar; insanı Allah’a yaklaştırmaz, aksine ağır bir sorumluluğa dönüşür.
Ancak riya vardır diye iyiliği tamamen gizlemek, ibadeti hayattan silmek de başka bir savrulmadır. Çünkü İslam bir yandan gösterişi yererken, diğer yandan samimi hayrı över. Ölçü nettir: Kimin için ve ne için yaptığın.
Kur’an bize şunu da hatırlatır:
“İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın.” (Mâide, 5/2)
İyilik yardımlaşmayla çoğalır; yardımlaşma ise çoğu zaman örnek olmakla başlar. İyilik tamamen görünmez kılındığında, yayılması da zorlaşır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yalnızca sözleriyle değil, hayatıyla da örnek olmuştur:
“Andolsun ki Allah’ın Resûlü’nde sizin için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 33/21)
Bugün kötülüğün serbestçe sergilendiği bir dünyada, iyiliğin susturulması çözüm değildir. Toplum neye alıştırılırsa, ona dönüşür.
Çünkü iyi ve güzel olan görünür oldukça, kötülük de anormal gelmeye başlayacaktır; utanılacak, saklanacak bir hâl alacaktır. Fıtrat hiçbir zaman boşluk kabul etmez. Dünyada kötülük hâkim olup daha çok görünür hâle gelirse, iyilikler zamanla silinmeye, geri plana itilmeye ve gizlenmeye mahkûm olur.
O hâlde kötülüğü yok etmenin yolu, yalnızca ona karşı çıkmak değil;
iyiliği çoğaltmak, iyiliği görünür kılmak ve o iyiliğin güzelliğini yaymaktır.
Çünkü evet, iyilik de alışkanlık yapar.
