Şakir EROL - Gazeteci/Yazar


Hak Yolunda Yürümek: İman, Edep ve İnsan

İnsanın en büyük yanılgısı, kendisini hayırda yeterli sanmasıdır. Yaptıklarını çok, niyetini sağlam, kalbini dokunulmaz görmek… Oysa hakikat bunun tam tersidir.


Hak Yolunda Yürümek: İman, Edep ve İnsan


İnsanın en büyük yanılgısı, kendisini hayırda yeterli sanmasıdır. Yaptıklarını çok, niyetini sağlam, kalbini dokunulmaz görmek… Oysa hakikat bunun tam tersidir.

 Nefsini hayırda iflâs etmiş olarak görmeyen, farkında olmadan cehâletin en uç noktasına yaklaşır. Bu iflâs bir ümitsizlik değildir; bilakis Allah c.c.’nin rahmetine açılan kapının eşiğidir.

 Tehlike, aczi fark etmekte değil; kendini yeterli sanmaktadır.


Allah c.c.’nin yolu karmaşık değildir. Bu yolun rehberi Kur’ân-ı Kerîm’dir. Kur’ân yalnızca tilavet edilmek için indirilmiş bir kitap değil; insanın Rabbine, ailesine, komşusuna ve bütün Müslümanlara karşı nasıl bir ahlâk taşıması gerektiğini öğreten ilahî bir hayat rehberidir.

 Kur’ân, ibadeti ahlâktan; imanı adaletten; kulluğu merhametten ayırmaz.


Bu rehberliğin hayattaki karşılığı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir. O, Kur’ân’ı sadece anlatan değil; yaşayan bir örnektir.

 Kalp kırmaktan sakınan, affı önceleyen, zorlamadan davet eden bir peygamber… 

Onun sünnetinde iman, sadece mescitte değil; evde, çarşıda, komşulukta ve insan ilişkilerinde görünür hâle gelir.


Ehl-i Beyt, bu yolun sadakat, sabır ve istikametle taşınmış hâlidir. 

Zorluklar karşısında eğilmeyen duruşlarıyla; adalet, edep ve teslimiyetin ne demek olduğunu göstermişlerdir.

 Ehl-i Beyt sevgisi, kuru bir bağlılık değil; haksızlığa bulaşmama ve ahlâkı terk etmeme sorumluluğudur.


Allah dostları ise bu yolun sessiz tanıklarıdır. Onlar kendilerini öne çıkarmaz; hâlleriyle konuşurlar.

 Nefsini büyüten değil, kusurunu gören; başkasının ayıbıyla değil, kendi eksikliğiyle meşgul olan kimselerdir. 

Makam, şöhret ve görünürlük peşinde değillerdir. Onların yolu iddia değil; istikrar yoludur.


Kur’ân’da ve sünnette üzerinde en çok durulan konulardan biri kul hakkıdır. Akraba ile bağları koparmak, küslüğü kalıcı hâle getirmek iman ahlâkıyla bağdaşmaz. 

Haklı olmak her zaman yeterli değildir; bazen haklıyken susmak, affetmek ve gönül almak daha büyük bir kulluktur.


Komşuluk da hafife alınacak bir mesele değildir. Komşu; hayatımıza en yakın şahittir. Gürültüyle, ilgisizlikle, hoyratlıkla incitilen her komşuluk hakkı, ahirette hesap olarak karşımıza çıkar. 

Kur’ân ahlâkı kapının önünde başlar. Selamı eksik eden, derdi görmezden gelen, komşusunun hâlini bilip susan bir kalbin imanını yeniden sorgulaması gerekir.


Müslüman kardeşliği ise sözle değil, yük paylaşımıyla ölçülür. Bir Müslüman diğerinin derdiyle dertlenmiyorsa; sevincine sevinmiyor,

 yarasına merhem olmuyorsa kardeşlik yalnızca bir hitap olarak kalır. Gıybet, küçümseme ve kalp kırmak; nice ibadeti içten içe kemiren sessiz yıkımlardır.


Yetim meselesi bu hassasiyetlerin merkezindedir. Yetimin başını okşamak, gönlünü almak; sadece bir sosyal görev değil, doğrudan Allah katında değeri olan bir ameldir. 

Bir yetimi sevindirmek, bazen uzun listeler hâlindeki hayırlardan daha makbul olabilir. Çünkü merhamet, Allah c.c.’nin kulda görmek istediği en saf ahlâktır.


Hayatın getirdiği dertler ve musibetler de doğru okunmalıdır. Kaçmaya çalıştığımız sıkıntılar, çoğu zaman bizi gafletten uyandırmak için gelir. 

Ayağa batan diken, gül bahçesine giden yolun habercisidir. 

Dert yalnızca keder olarak görülürse insanı ezer; fakat Rabbine açılan bir kapı olarak görülürse duaya dönüşür.


Bu yüzden gece ibadeti, özellikle teheccüd, ayrı bir kıymete sahiptir.

 Gece; gösterişin sustuğu, nefsin savunmasız kaldığı andır. Kur’ân’ın gecede daha tesirli oluşu bundandır. Kul, orada Rabbiyle baş başa kalır; mazeretler susar, kalp konuşur.


Sonuç olarak mesele; çok konuşmak, çok görünmek ya da çok iddia etmek değildir. 

Mesele; Allah c.c.’nin yolunda Kur’ân ahlâkıyla yürümek, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) merhamet ve edep çizgisini hayatın her alanına taşımak, Ehl-i Beyt’in istikametini sevmek, Allah dostlarının mahviyet yolunu anlamaya çalışmak, akrabanın, komşunun ve Müslüman kardeşin hakkını gözetmektir.


İbadet, ahlâkla tamamlanmadıkça eksik kalır.
Dua, merhametle beslenmedikçe derinleşmez.


Nefsini iflâs etmiş bilen kul ise, Allah’ın rahmetine en yakın olandır.


Belki de bugün en çok buna ihtiyacımız var:
Daha az benlik, daha çok kulluk.
Daha az gürültü, daha çok edep.
Daha az iddia, daha çok Kur’ân.
 

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.