SİAHED Başkanı AYDIN , Şam ve Beyrut İzlenimleri: Yıkım, Hafıza ve Kırılgan Medeniyetler

Geçtiğimiz hafta Dr. Özgür Aydın (Siirt Aile Hekimleri Derneği – SİAHED) ailesiyle birlikte bireysel bir ziyaret kapsamında Suriye ve Lübnan’a kendi aracıyla kapsamlı bir yolculuk gerçekleştirdi

Genel 9.01.2026 22:23:00 0
SİAHED Başkanı AYDIN , Şam ve Beyrut İzlenimleri: Yıkım, Hafıza ve Kırılgan Medeniyetler

SİAHED Başkanı AYDIN , Şam ve Beyrut İzlenimleri: Yıkım, Hafıza ve Kırılgan Medeniyetler


Savaşın İzleri Arasında Bir Yolculuk


Geçtiğimiz hafta Dr. Özgür Aydın (Siirt Aile Hekimleri Derneği – SİAHED) ailesiyle birlikte bireysel bir ziyaret kapsamında Suriye ve Lübnan’a kendi aracıyla kapsamlı bir yolculuk gerçekleştirdi. Yolculuk; Lübnan’ın başkenti Beyrut, Suriye’nin ise Şam ve Humus şehirlerini kapsadı.
Halep çevresinde ABD destekli PYD ile yaşanan çatışmalar ve sahil hattında İsrail’in desteklediği Dürzi bölgelerindeki güvenlik riskleri nedeniyle güzergâh olarak Cilvegözü Sınır Kapısı tercih edildi. 

Orta hat üzerinden İdlib, Hama ve Humus istikametinden Şam’a ilerlenen yolculuk, yalnızca coğrafi bir geçiş değil; on beş yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın bir ülkeyi nasıl çözdüğüne dair canlı bir tanıklık sundu.


Humus: Sessiz Yıkımın Şehri
Suriye iç savaşının en ağır tahribatına uğrayan kentlerden biri olan Humus, neredeyse bütünüyle harabeye dönmüş durumda. Yıkılmış binalar, terk edilmiş sokaklar ve yaşamın çekildiği mahalleler, savaşın kelimelere sığmayan sonuçlarını gözler önüne seriyor. 

Buradaki yıkım, sessizliğiyle konuşuyor; geçmişte canlı bir şehir olan Humus’un bugün geldiği noktayı acı bir şekilde hatırlatıyor.


Şam: Tarihin Direnen Hafızası
Humus’un ardından ulaşılan Şam’da ise tablo görece farklı. Tarihin en eski sürekli yerleşimlerinden biri olan şehir, büyük ölçüde korunmuş durumda. Ancak çatışmaların yaşandığı mahallelerde savaşın izleri hâlâ belirgin biçimde hissediliyor.


Şam’daki ilk ziyaret noktası, İslam medeniyetinin en müstesna yapılarından biri olan Emevi Camii oldu.

 Bu yapı, yalnızca mimari bir eser değil; binlerce yıllık inanç ve medeniyet katmanlarını aynı çatı altında barındıran eşsiz bir sembol niteliğinde.


Emevi Camii’nin bulunduğu alan, MÖ 1000’li yıllarda Aramilerin Fırtına Tanrısı Hadad için inşa edilen bir pagan tapınağıydı. 

Roma döneminde Jüpiter Tapınağı’na, Bizans döneminde Aziz Yahya Bazilikası’na dönüştürülen bu mekân, İslam’ın Şam’ı fethiyle birlikte Emeviler tarafından cami haline getirildi. 

Yaklaşık üç bin yıldır kesintisiz biçimde mabed olarak kullanılması, bu yapıyı dünyada benzeri az bulunan bir konuma taşıyor.


Hz. Yahya’nın ve Selahaddin Eyyubi’nin kabirlerinin burada bulunması, Hz. Hüseyin’in mübarek başının bir dönem bu camiye getirilmiş olması ve Hz. İsa’nın nüzul edeceğine inanılan beyaz minaresi, Emevi Camii’ni yalnızca bir ibadet mekânı olmaktan çıkararak dinler ve medeniyetler üstü bir sembol haline getiriyor.


Beyrut: Parlak Vitrin, Kırılgan Devlet
Şam’dan sonra rotasını Beyrut’a çeviren Dr. Aydın, uzun yıllardır “Ortadoğu’nun Paris’i” olarak anılan bu kentin çarpıcı çelişkilerine dikkat çekiyor.

 Kozmopolit yapısı, sosyal hayatı ve Akdeniz’e yaslanan yüzüyle Beyrut, ilk bakışta canlı ve renkli bir şehir izlenimi veriyor. Ancak bu görüntünün ardında son derece kırılgan bir siyasi ve ekonomik yapı bulunuyor.


Lübnan’da anayasal teamüller gereği Cumhurbaşkanı Hristiyan, Başbakan Sünni Müslüman, Meclis Başkanı ise Şii Müslüman olmak zorunda. Mezhepsel dengeler üzerine kurulu bu sistem, teoride uzlaşmayı amaçlasa da pratikte sürekli bir siyasal tıkanmayı beraberinde getiriyor.


Ülkede fiilen tek bir devlet otoritesinden söz etmek zor. 

Zayıf resmi devlet yapısının yanında, İran destekli Hizbullah adlı silahlı yapı, özellikle Güney Lübnan ve Beyrut’un güneyinde belirleyici bir güç konumunda. Kendi ordusu, istihbarat ağı ve silah depolarıyla Hizbullah’ın askeri kapasitesi, Lübnan Devleti’ni aşan bir düzeye ulaşmış durumda. Bu durum, ülkenin egemenliğini ve geleceğini sürekli tartışmalı hale getiriyor.


Ekonomik Çöküş ve Toplumsal Travma
Lübnan’daki ekonomik tablo ise siyasi kriz kadar sarsıcı. 2019’dan bu yana merkezi hükümet, vatandaşların banka hesaplarına fiilen el koymuş durumda. Dolar cinsinden mevduatlar, son derece düşük kurdan Lübnan parasına çevrilerek ödeniyor. Bu uygulama sonucunda halkın bir ömür boyunca biriktirdiği tasarruflar yaklaşık yüzde doksan oranında erimiş durumda. Yaşananlar, yalnızca bir ekonomik kriz değil; derin bir toplumsal travma olarak tanımlanıyor.


Medeniyetin Beşiğinde Bir Hatırlatma
Tüm bu karanlık tabloya rağmen Şam ve Beyrut’un bulunduğu coğrafya, insanlık tarihinin en aydınlık sayfalarına da ev sahipliği yapıyor. Alfabenin temelleri ilk kez bu topraklarda atıldı.

 Fenikeliler, Lübnan kıyılarında fonetik alfabeyi sistemleştirerek dünyaya yaydı. Yazının Sümerliler tarafından bulunmasının ardından, alfabenin insanlığa kazandırılması Fenikeliler aracılığıyla gerçekleşti.


 Sonuç
Dr. Özgür Aydın’ın izlenimleri, Şam ve Beyrut’u iki farklı sembol üzerinden anlatıyor: Biri yıkımın, diğeri kırılgan bir canlılığın sembolü. 

Ancak her iki şehir de aynı gerçeği fısıldıyor: Medeniyetler büyük emeklerle kuruluyor, fakat adalet, hafıza ve insan onuru zedelendiğinde çok kolay yıkılabiliyor. 

Taşı ayakta tutan şey yalnızca mimari değil; onu anlamlı kılan değerlerdir. Bu değerler kaybolduğunda, en kadim şehirler bile sessizce çökmeye başlıyor.


Dr. Özgür Aydın
Siirt Aile Hekimleri Derneği (SİAHED)

Haber Kaynak : Haber Merkezi

Haber Editörü

Haber Merkezi


Çarşamba 7.6 ° / 1.6 °
Perşembe 9.6 ° / 3.2 °
Cuma 8.8 ° / 1 °

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.