Osmanlı’nın son döneminde Doğu Anadolu’da ilim ve irşad geleneğinin güçlü temsilcilerinden biri olarak anılan Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî Hazretleri; Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Usba köyünde dünyaya geldi, ömrünün son durağı olan Nurşin’de babasının türbesinin yanında ebedî istirahatgâhına uğurlandı. Zâhirî ilimlerde “mollalık pâyesi”ne yükselen, tasavvuf yolunda ise sohbet ve hizmet merkezli bir terbiyeyi esas alan Nurşînî Hazretleri; yetiştirdiği talebeler, mektupları ve bıraktığı manevi izlerle bölge tarihinin önemli isimleri arasında gösteriliyor.
Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî Hazretleri’nin asıl adı Muhammed Ziyâeddîn’dir. “Nurşînî” nisbesiyle meşhur oldu. Babası, büyük velîlerden Abdurrahmân Tâgî (Tâhî) Hazretleri’dir. 1855’te (H.1272) Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Usba köyünde doğdu; 1923’te (H.1342) Bitlis’in Nurşin köyünde vefat etti. Kabri Nurşin’de, babasının türbesinin yanındadır.
Çocukluğu; ilim ve fazilet ehli kimselerin bulunduğu bir çevrede geçti. İlk tahsilini babasından aldı; medreselerde okutulan dersleri tamamlayarak ilimde yükseldi. Babasının ilim meclisleri ve tasavvufî sohbetleriyle zâhirî ilimlerde “âlim”, tasavvuf yolunda ise “yüksek derece sahibi” olarak anıldı.
Metinde aktarıldığı üzere, Abdurrahmân Tâgî Hazretleri vefatına yakın oğlunu en büyük halifesi Fethullah-ı Verkânisî’ye emanet etti. Bu emanet, aynı zamanda Nurşînî Hazretleri’nin irşad çizgisini şekillendiren önemli bir dönemeç oldu.
Fethullah-ı Verkânisî Hazretleri’nin, hocasının oğlunu olgunlaştırmak için “hizmet”i merkeze alan ağır bir disiplin uyguladığı; kışın karda kızakla irşada giderken kızağı çekme vazifesini dahi ona verdiği aktarılıyor. Bu tavrın “kınayanların kınamasına aldırmadan” sürdürüldüğü, neticede Nurşînî Hazretleri’nin “kâmil ve mükemmil” bir zat olarak yetiştiği belirtiliyor.
1889 yılında Nakşibendî usulüne göre icâzet ve hilafet verildiği; İslamiyet’in emir ve yasaklarını anlatma vazifesiyle görevlendirildiği ifade ediliyor.
Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî Hazretleri’nin, hocası Fethullah-ı Verkânisî sağken 10 yıl, onun vefatından sonra 24 yıl olmak üzere toplam 34 yıl boyunca talebe yetiştirdiği ve insanlara dinî rehberlik yaptığı aktarılıyor. Sohbetlerinde dünyaya gönül vermemeyi, âhiret hazırlığını ve “sohbet”in tasavvuf yolunda temel esas olduğunu sıkça vurguladığı belirtiliyor.
Metinde, sohbetsiz geçen vaktin “zarar” olduğu; kişinin vird ve vazifelerini terk etmemesi gerektiği; tam yapılması mümkün olmayan bir işin “tamamen terk edilmemesi” gerektiği gibi uyarılar yer alıyor. Ayrıca Peygamber Efendimiz’e tabi olmanın hakiki saadetin anahtarı olduğu; iyiliği yaymanın ve kötülükten sakındırmanın sorumluluğu üzerinde durduğu anlatılıyor.
Nurşînî Hazretleri’nin, devrinin seyyidleri ve âlimleriyle görüşüp mektuplaştığı; gönüllerini aldığı aktarılıyor. Özellikle Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri’ne yazdığı mektupta; muhatabına duyduğu hürmeti, kardeşlik hukukunu ve dua beklentisini dile getirdiği ifade ediliyor. Bu mektuplarda fıkhî suallere cevap verdiği ve seyyidlere saygısını belirttiği kaydediliyor.
Metinde, Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî Hazretleri’nin Birinci Dünya Savaşı’nda talebeleriyle birlikte Ruslara ve Ermenilere karşı savaştığı; kardeşleri Muhammed Saîd ve Muhammed Eşref ile birçok talebesinin şehid olduğu aktarılıyor. Savaşta koluna isabet eden mermi sebebiyle felç olduğu; felcin yayılmaması için Bitlis Askerî Hastanesi’nde sağ kolunun kesildiği bilgisi yer alıyor.
Ayrıca, ağır hastalık döneminde gördüğü bir rüyadan söz edilerek; ömrünün uzamasıyla ilgili manevi bir işaretin anlatıldığı, rüyanın dokuzuncu yılı başlarında vefat ettiği ifade ediliyor.
Nurşînî Hazretleri’nin, babasının kabrinin bulunduğu Nurşin’den ayrı kalmak istemediği; ömrünün sonlarına doğru Azîzan’dan Nurşin’e kesin bir kararlılıkla taşındığı aktarılıyor. Son senesini Nurşin ve civarında geçirdiği; vaaz ve nasihatlerini sürdürdüğü; nefis terbiyesi, ihlas, dünyaya aldanmama ve insanları âhirete hazırlama konularını öne çıkardığı belirtiliyor.
Vefatına yakın, bağlılarına tövbe ettirilmesini emrettiği; irşad vazifesini Molla Muhammed Emîn’e havale ettiği; son anlarında Kur’an tilaveti, istiğfar ve zikirle meşgul olduğu anlatılıyor. 1923 (H.1342) Receb ayının 27. Cumâ günü sabah namazından sonra Nurşin’de vefat ettiği; vefat anında odada hoş bir koku hissedildiği ve bu durumun cemaat tarafından görüldüğü/aktarıldığı metinde yer alıyor.
Metinde; yetiştirdiği isimler arasında Molla Muhammed Emîn, El-Hâc Abdülkerîm, Şeyh Ahmed el-Haznevî, Şeyh Mehmed Karaköy, Şeyh Muhammed Selîm Hızânî, Mahmûd Zokaydî, Şeyh Alâeddîn, Tili Şeyh Şahâbeddîn gibi çok sayıda zat zikrediliyor.
Tek oğlu Molla Fethullah’ın kendisinden önce vefat ettiği; torunları Takıyyüddîn ve Nâsırüddîn’in bulunduğu; evlatlarının hizmete devam ettiği ifade ediliyor. Mektuplarının “Mektûbât” adıyla toplandığı; bu eserde 114 mektup bulunduğu aktarılıyor.
Bu haber metni, tarafınızca iletilen biyografik anlatım ve alıntıların haber diliyle düzenlenmesi esas alınarak hazırlanmıştır. İlgili eser ve sayfa referansları metinde “İşâretler”, “Mektûbât”, “Sohbetler”, “Eshâb-ı Kirâm”, “El-Minah” başlıklarıyla belirtilmiştir.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.