Hukukçular Derneği İl Temsilcisi Av. & Arb. Diyaeddin Temiz’den Venezuela Açıklaması
Hukukçular Derneği İl Temsilcisi Av. & Arb. Diyaeddin Temiz, ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri müdahaleleri ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun alıkonulmasına ilişkin kapsamlı bir basın açıklaması yaparak, yaşananları
Hukukçular Derneği İl Temsilcisi Av. & Arb. Diyaeddin Temiz’den Venezuela Açıklaması
“ABD’nin Eylemleri Uluslararası Hukukun En Ağır İhlallerindendir”
Hukukçular Derneği İl Temsilcisi Av. & Arb. Diyaeddin Temiz, ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri müdahaleleri ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun alıkonulmasına ilişkin kapsamlı bir basın açıklaması yaparak, yaşananların uluslararası hukukun emredici (jus cogens) kurallarına açıkça aykırı olduğunu vurguladı.
Açıklama, yalnızca siyasi bir eleştiri değil; Birleşmiş Milletler Şartı, BM Genel Kurul kararları, Uluslararası Adalet Divanı içtihatları ve Uluslararası Ceza Mahkemesi normlarına dayanan ayrıntılı bir hukuki dosya niteliği taşıyor.
“Egemen Eşitlik İlkesi Açıkça İhlal Edildi”
Temiz, 3 Ocak 2026 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri tarafından Venezuela topraklarına yönelik gerçekleştirilen askeri saldırıların ve devlet başkanının zorla alıkonulmasının, BM Şartı’nın 2(1) ve 2(7). maddeleri ile güvence altına alınan devletlerin egemen eşitliği ve iç işlerine karışmama ilkelerini ihlal ettiğini belirtti.
1965 tarihli 2131(XX) sayılı BM Genel Kurul Kararına atıf yapan Temiz, hiçbir devletin başka bir devletin siyasi, askeri veya ekonomik düzenine müdahale hakkı bulunmadığını vurguladı.
Kuvvet Kullanma Yasağı: “Tartışmasız İhlal”
Açıklamada, ABD’nin askeri saldırılarının BM Şartı m. 2(4) kapsamında yasaklanan kuvvet kullanma yasağını ihlal ettiği net biçimde ifade edildi.
Meşru müdafaa veya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yetkilendirmesi olmaksızın yapılan bu müdahalelerin, uluslararası hukuk bakımından meşru kabul edilemeyeceği vurgulandı.
Devlet Başkanının Alıkonulması: Dokunulmazlık İhlali
Temiz’in açıklamasında en dikkat çeken başlıklardan biri de, görevdeki bir devlet başkanının ABD iç hukuku gerekçe gösterilerek alıkonulması oldu.
Bu durumun, devlet başkanlarının yabancı devletlerin ceza yargılamalarına karşı sahip oldukları görev bağışıklığının açık ihlali olduğu ifade edildi.
Bu noktada Uluslararası Adalet Divanı’nın 2002 tarihli Arrest Warrant kararına ve Uluslararası Hukuk Komisyonu çalışmalarına atıf yapıldı.
“Devlet başkanlarına tanınan bağışıklık cezasızlık değildir; ancak yargılama yetkisi ulusal mahkemelere değil, uluslararası yargı organlarına aittir.”
“Yetkili Merci ABD Mahkemeleri Değil”
Açıklamada, olası uluslararası suç iddialarının Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi tarafsız ve yetkili uluslararası organlarca soruşturulması gerektiği vurgulandı.
ABD mahkemelerinin bu tür bir yargılamayı üstlenmesinin, hukuki değil siyasi bir girişim olacağına dikkat çekildi.
Saldırı Suçu Vurgusu: Deniz Ablukası ve Askerî Operasyonlar
Temiz, ABD’nin Venezuela’ya yönelik deniz ablukası, açık denizde gemilerin hedef alınması ve askeri saldırıların, Roma Statüsü kapsamında saldırı suçu oluşturabileceğini belirtti.
1974 tarihli 3314(XXIX) sayılı BM Genel Kurul Kararı hatırlatılarak, bu eylemlerin uluslararası barışa karşı suç niteliği taşıdığı ifade edildi.
“Yeni Çatışma Alanları Yaratmak Kabul Edilemez”
Basın açıklaması, küresel ölçekte barış arayışlarının sürdüğü bir dönemde ABD’nin tek taraflı askeri hamlelerle yeni krizler üretmesinin uluslararası toplum açısından kabul edilemez olduğu vurgusuyla son buldu.
Temiz, uluslararası topluma açık çağrıda bulunarak şu ifadeleri kullandı:
“Uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden, hukuku hiçe sayan bu eylemler tanınmamalı; tüm devletler bu hukuksuzlukların karşısında durmalıdır.”
Sonuç: Hukuki Metinden Siyasi Mesaja
Bu açıklama, klasik bir basın bildiriminin ötesinde; uluslararası hukukun temel sütunlarını hatırlatan, ABD’nin eylemlerini hukuki delillerle sorgulayan ve küresel kamuoyuna açık bir meşruiyet tartışması başlatan nitelikte.
Gazeteci gözüyle bakıldığında, Temiz’in açıklaması, Venezuela krizi üzerinden “güç mü hukuk mu?” sorusunu bir kez daha dünya gündemine taşıyor.




